“vadar ma ekutteni”

Gerçi, ecnebi bir dramatik belgeselin iki dakikalık sahnesine misafir olmanın, bir yıldır bu köşedeki misafirliğime galebe çalacak hali yok –koltukların kabarması açısından- ama yönetmenden gelen e-mail epeyce keyif verdi. Öte yandan bir de kaygım var, onu da anlatacağım.

Alman ZDF televizyonu için çekim yapan yönetmen Franz Leopold Schmelzer şöyle diyor; “Oynadığın sahne çok önemliydi ve sen rolünü çok iyi yaptın. Ortaya mükemmel bir sahne çıktı, tebrik ediyor, kutluyorum” Yönetmen üç kuruş telif ücretini ödememek için gönlümü almaya çalışıyor da olabilir ama ben yine de samimi olduğuna inanmaktan yanayım.

Kim bir filmde yer alıp, yarın çocuklarına torunlarına bir anı bırakmak istemez ? Hele bir de kamera ardında kala kala, kamera önünü merak etmeye başladıysa… Oysa oynadığım sahnede benim ben olduğum belli değildi. Üzerimde üç bin yıl öncesinin varsayılan giysisi… Kollu, dize kadar uzanan bir çuval diyelim, üstüne bir kuşak… Yüzümde uzunca bir sakal ve bıyık… Ses derseniz, dublaj yapacaklarını tahmin ediyorum. “uydurma konuşmalar” yapacaksınız dediler, yani “hono lulu hoho”, bense bildiğim tek Hititçe cümlenin uygun varyasyonlarını döktürdüm; “nu ninda a nezzatteni vadar ma ekutteni” (…Şimdi sen ekmek yiyeceksin ve sonra su içeceksin… Alman dil bilimci Friedrich Hrozuy 1915 yılında Hitit dilini bu cümleden yola çıkarak çözmüş, bu bilgiye dayanarak Hitit dilinin İndo-Germen dil ailesinden olduğu iddia edilmişti. Bu teoriye göre Almanların ataları Hititlerdi)

Ağustos ayı sonlarında, o günlerde Türkiye ‘de bir ilki gerçekleştirip kazı başkanlığını devreden, Sayın Prof.Dr. Güven Bakır ile konuşmak üzere Klazomenai ‘ye gitmiştim. Tesadüfen karşılaştığımız yönetmen yardımcısının ricası üzerine, ertesi gün çekim setine gittim. İskelede, Zeytinyağı İşliği ‘nde dekor hazırlanmıştı. İzmir ‘den, bir tiyatro grubundan on beş oyuncu, çevreden birkaç kişi, yönetmen, yardımcıları, kameraman… Tunç çağının atmosferi yaratılmış. İzmir ‘den okul arkadaşım Fehmi Tuğrul (Ajans FTV) de oradaydı. Ekibin kimi çekim gereçlerini karşılamak üzere…

360 derece grubunun canlandırdığı Uluburun gemisinde de çekim yapılmış, benim oynadığım sahne iç mekanda, bir suçluya ceza verilmesiyle ilgiliydi. Zamanın hakimi olarak, hırsızlık yapanın elinin kesilmesine hükmediyorum. Eve dönünce konuyu araştırdım. Söylenene göre tunç çağı dramatik olarak anlatılıyor, Hammurabi kanunlarının geçerli olduğu yerde, hakim –tarihin ilk yazılı kanununu göstererek- hükmünü veriyordu. Babil kralı Hammurabi ‘nin (M.Ö. 1700 lü yıllar), toplam 282 maddelik kanunları Fransa ‘nın Louvre müzesinde sergileniyor. Çözülmüş maddelerini gözden geçirdim. Çoğunluğu kısasa kısas, dişe diş göze göz üzerine kurulmuş.

Şimdi, sonradan kaygılandığım nokta şu; aslında Türkiye ‘de gerçekleşecek bir prodüksiyon için önce ilgili makamlara müracaat ediliyor, senaryo inceleniyor, uygun görürse izin veriliyor. Sanıyorum bir bedel de alınıyor. Bu Alman ekibin senaryosu da mutlaka yetkili mercilerce incelenmiştir. Hani pek olası değil de, batı da Müslümanlık karşıtı bir dalga yükselmeye başladı ya, eğer niyetleri kötüyse senaryo üzerinde oynayıp, montajla, dublajla ortaya beyan ettiklerinden farklı bir şey de çıkarabilirler. Bu teknik olarak mümkün. Anlatılan tunç çağı, Müslümanlıkla ilişkilendiremezler ama belgeselin genelinden “bu topraklarda adalet-yaşayış böyledir” gibisinden “algılanabilir saklı mesaj” kurgulandıysa, Schmelzer ile külahları değişme sahnesine geçebiliriz.

Kendi iddiaları olan “akrabalarına” da haksızlık etmiş olurlar. Bunun bana ait bir “kuruntu” olduğuna inanarak, mayıs 2008 ‘i bekliyorum. Alman ZDF televizyonunda. Programın adı Terra X. Bir versiyonu 26 Ocak 2008 ‘de ARTE ‘de yayınlanacakmış. Yerel saatle 21:00 ‘de. İsmi; “Das Bronze-Kartell”

 

Akşam EGe