VİRÜSÜN ÇARESİNİ ARARKEN YAŞAMAYI ÖĞRENMEK

VİRÜSÜN ÇARESİNİ ARARKEN YAŞAMAYI ÖĞRENMEK

İnsanın sağlıklıyken yapması gerekenlerle, hasta olunca yapması gerekenler birbirine ne çok benziyor.

Her şey ortada.
Bakın. Dünyada her gün 200 bine yakın insan hayatını kaybediyor.
Türkiye ‘de bu rakam 1200 civarında. (Her gün 10 kişi de intihar ediyor)
75 yaş “sınırını” aşanların oranı düşük.

Ve garip bir şekilde bunu “dert” etmiyoruz. ?
Her birimizi bulan/bulacak olan, ihtimal sıkıntılı günler/aylar/yıllar ve rutin son !

Hepimiz aynı gemideyiz.
Kimimiz geminin filikasına geçmiş olduğunu düşünse de, istikamet yine aynı yer.

“Ölümsüzlük” demiyorum. O, daha ilerki zamanların soru işareti.
Ama kişisel, uzun, sağlıklı ve huzurlu bir ömür imkansız değil.
Bunun için “zengin” olmak gerekmiyor.
Hiç öyle filikalara falan kaçmadan, tüm toplumun bunu yakalaması da imkansız değil.

Öneri de değil.
Kendi tecrübelerimi anlatıyorum.
Varsayalım, herhangi bir virüs bedenimde aktif olsun… Ne yaparım ?
10 senedir tecrübe ettiğim ve her seferinde aynı sonucu aldığım şeyi yaparım.
Belirtileri hissettiğim anda, 24-48 saat boyunca yemeği içmeyi kesmek.
Gelişmeyi takip ederek, tekrar azar miktarda sıvı ve besin alımına başlamak.

Bu yöntemi bir yerlerden okuyup da denemedim. 40 lı yaşlara kadar her kış bir hafta yatmak öyle ağırıma gitti ki, bilimin sunduğu ham verilerden faydalandım, mantık yürüterek kendim buldum.
İnternet sitemde birden fazla makalemde bunun detayları var.

Ortada hap yok, aşı yok, iğne yok, iksir yok, bilmenneyle bilmemneyi karıştırıp içmek yok !

İnsanın, -özel bir rahatsızlık yoksa- belirtiler başlayınca “24 saat aç kalmakla” bedeni riske girmez. Bu bedenler o kadar aciz değil.

Haa… Bunu uygulayan bir ben miyim ?
Elbette değil.
İnternetten kendiniz araştırabilirsiniz.
Açlıkla kanseri yenmiş vakalar bile var.

Modern tıp, neden o zaman bunu uygulamıyor ?
Valla onu kendilerine sormak lazım.

Hastalanınca uyguladığım iyileşme yöntemiyle, yeni benimsediğim “az tüketmek üzerine kurulu yaşam stili” birbirine paralel durmuyor mu ?

Ki 10 yıl boyunca, eskiden olduğu gibi her kış, gribe yakalandım. Her seferinde kendi yöntemimle 24/48 saatte atlattım. Hem de, ağır seyir aşamasına geçmeden…
2019 eylülde başladığım yeni yaşam stili sayesinde olsa gerek, bu kış henüz ne öksürdüm ne de nezle vs uğradı.

Yani diyorum, her şey birbiriyle bağlantılı.
İnsanın doğal, olması gereken, uzun ve sağlıklı ömrünün ideal koşullarının içersinde; Coronavirüs ün çaresi de, her tür hastalığın çaresi de, huzurlu bir dünyanın çaresi de gizli olabilir.

Endişe edecek hiç bir şey yok.
Bir çok konuda, işin doğru yolunun/yönteminin “ne” olduğunun farkında olan nice insanlar var.
Elbet, uygun bir takvimle bu gemi ilerler, filikası da kendisi de karaya oturmadan hedefine varır.

İlerde; “İyi ki bu süreci yaşamışız” diyeceğimiz zamanları yaşıyoruz.

Hani “bilmediğini bilmek” erdemdir falan ya.
Belki bunu biraz özelleştirmekte fayda var.

Neyi bilmediğini bilmek.

Şahsen, “nasıl yaşanacağını” bilmiyorum.
Bildiğimi sandığım şeylerin, en acı verenlerinin tepesinde; yaşama dair sıradan ezberler varmış.
Bu hayatın nasıl yaşanacağını bilmediğimi fark etmiş olmam, bana müthiş bir güven veriyor.

Kitle iletişim araçları üzerinden tarif edilenin de, “nihai doğru” olmadığını gördükçe, daha bir heyecanlanıyorum.
Çünkü iş başa düşüyor 🙂
Çünkü, hayat, her bireye ayrı ayrı, keşfetme, omuzlama, uygulama ve kendisiyle gurur duyma şansı hediye ediyor.

Birilerinin “kalan sağlar bizimdir” mealindeki “projeleri” eskiden bana da korkunç gelirdi.
Corona dan, depremden, savaşlardan biraz kafayı kaldırıp büyük resime bakmaya (ve görmeye) başlayınca hiç bir şeycik kalmıyor.

Yaşamak için, gülmek için ne az şeye ihtiyacımız olduğunu öğreniyoruz.
Dünyanın verdiği “çoku” geri iade ederek, az olanın yeteneklerini hayretle keşfetme arifesindeyiz.

Bir şeyleri yaşayarak örneklerken, uçuruma doğru gidene, “hey, sen de başarabilirsin” demek, lütuftan ödeve doğru evriliyor.

“Bağışıklık sistemini geliştirmek” ! ?
“Bağışlamak” bağışıklık sisteminin özünü oluşturuyor olabilir.
Doğadan alıp, doğal bütünlüğünü “ben” için bozduğum her canlının beni affetmesi, benim onu bağışlamama bağlı.
Amerika da sembolik olarak, her yıl “bağışlanan” iki hindi de bunu anlatır aslında.
Gerçekte, doğanın “efendisi” kurban etmekten vaz geçerek, kendisinin affını diler.
(“Bağışladığının” ne kabahati vardır ki, affedilmeye ihtiyacı olsun ?!  )

Bağışıklık sistemi mi diyorduk 🙂
Atalay Ergezen
03.04.2020 Cuma
03:32 Urla

04.04.2020 Cumartesi
02:47 Urla