Yerel kaynaklar… Tarlada, sofrada, sahnede…

Besin olarak soframıza gelen ürünlerin doğal ve lezzetlisini bulmakta her geçen gün biraz daha zorlanıyoruz. Orta yaşın üzerindekiler, farkı çok iyi biliyorlar. Çocukluk, gençlik yıllarının hafızalarda “lezzet referansı” var. Treni kaçırmış, domatesin, patatesin, etin, sütün orijinaliyle hiç buluşmamış olanlar ise, suni müdahalelerle tat alma duyularını -aşırı uyaran- “lezzetlerle” idare ediyorlar, maalesef…

Sabah erken saatlerde yatağından kalkıp, tarlasındaki ürünlerin en güzellerini kasalara doldurdular. İstikamet; Urla, Pazar yeri… Bağbozumu şenlikleri var. Senelerce gözü gibi baktığı koyununu, keçisini, atını kapıp getirenler vardı. Bu yıl, yarışmaya katılanlar da, izleyenler de fazlaydı. İnsanlar, elimizden neredeyse kaçmakta olan, doğal üretime, doğal lezzete sıkı tutunma gereğinin farkına varıyordu.

Köy ile kentin iç içe olduğu Urla, doğal ve geleneksel olanın yaşanabileceği nadir bölgelerden birisi. Tarihi dokusuyla, insanıyla, kendine özgü mutfağıyla, var olanı muhafaza edebilmiş sembol yörelerden birisi.

Her şey güzeldi de, yarışmaya gelenler arasında aradığım bir şeyi bulamadım. Anadolu ‘nun resminin o klasik parçasını… İlk fırsatta, etkinlik için orada bulunan İzmir Milletvekili Sayın Tuğrul Yemişçi ‘ye sordum “Birkaç –turist keçi- var ama bizim yerli ırk keçilerimizden bir tane yok yarışmaya katılan… Buna üzülelim mi sevinelim mi ?” Anadolu ‘nun, Ege kırsalının, etiyle, sütüyle, yoğurduyla sofralarımıza uzanan o inatçısı, sanki yaşama inadından bile vazgeçmiş, orman suçlusu ilan edilmenin incinmiş gururuyla ortalıktan yok olmuştu…

Sayın Yemişçi, tereddütsüz yanıt verdi: “Üzülelim….” Yemişçi, yanlış kanaatten bahsetti ve ardından grup toplantısında geçen konuşmadan söz etti; “Başbakanımız Orman Bakanımıza keçilerin yok edilmemesi yönünde talimat verdi…”

Gazetelerde de yer alan bu talimatın mevcut uygulamayı etkilediği yönünde şimdiye kadar hiçbir duyum alamadım… Ümit ediyorum, Tuğrul Yemişçi ‘nin gözlemlediğim samimi duruşu, yönetim kademelerinde söz ile iş arasındaki uyumsuzluğa da yansır. Zira, üreticiler halen sürülerini elden çıkarma telaşında. Merkez Bankası 2002 yılında yaptığı bir hatıra para gözüme ilişti; 750.000 TL metal para. Tura kısmındaki figür bir keçi; etrafında ise şu yazılı; “Kimsenin aç kalmayacağı bir dünya” Evet, bu sloganı daha iyi destekleyecek başka bir figür bulunamazdı.

Geceye “yerel damga” Grup Zerre ‘den…

Urla ‘nın yerli ve doğal gündüzünden sonra, sıra “gecesine” geldi. Ünlü sanatçı Cengiz Kurtoğlu ‘ndan önce biz sahneye epey uzak bir noktadaydık ama hoş ezgiler duyunca yaklaşmaya başladık. Kim ola ki bu gençler ? Seçtikleri şarkıları öyle güzel yorumluyorlar ki… Yaklaşınca kendi içimde başka bir ezgi çalmaya başladı; sahnedekiler onlar ! 5-6 yıl önce “Grup Perişan” deyip gülüştüğümüz, hatta kendi düğünümüze üzerimize bir “müzikal risk” alıp çağırdığımız; bizim Ömer, Nurullah, Tolga, Hüsamettin ve Halil ‘den kurulu Grup Zerre… Azmin zaferi denen şey işte bu… Önümüzdeki yıllarda isimlerini Türkiye çapında duyururlarsa hiç şaşırmayacağım. Müzikten vazgeçmeleri için önlerine bir sürü neden koyulurken, yollarına devam etmelerinden ve o mükemmel performanslarından gurur duyduk. Yerel olan her daim güzel…

16.08.2008

Akşam Ege