Yerli ırk dirençlidir

Aksaray ‘da binlerce insanı hastanelere taşıyan virüs salgını, şubat ayında –hafiften- İzmir ‘e de uğramıştı. Norovirüs… İngiltere ‘de ocak ayı başlarında görülmüştü ve 2 milyon kişiyi etkilemişti.

Şubat ayında bizim eve de uğramıştı bu virüs illeti. Gazetelerden okuduğum kadarıyla, belirtileri bizim yaşadıklarımızın aynısı. O günlerde, “bu yaşa geldim, böylesini görmedim” diye yazmıştım. 40 yılın rutin hastalık tecrübesiyle, çoğumuzun doktora gitmeye bile gerek görmediği sıradan bir grip geçirmiştik öncesinde… 5-6 gün içersinde tamamen iyileşmiştik. Yılların alışkanlığıyla, hastalıktan sonra -uzunca bir zaman sağlıklı bir günlük hayat beklentisi- alt üst olmuştu. Başa gelmeyince hikaye gibi duruyor; birkaç saat içersinde aniden vuruyor. Sanki vücudun tüm hücrelerine kamyon çarpmış gibi, her zaman rahatça hareket ettirdiğiniz o size ait olan beden bir külçe misali, yer çekimi sanki on kat artıyor, elinizi kaldırmaya dermanınız kalmıyor. Aniden yükselen karın ağrıları, baş ağrısı, kusma cabası… Bir şeyler yemeye dermanınız kaldıysa, tuvalete ulaşacak kadar bir enerji de ayırmak gerekecek…

Bizim bildiğimiz, mikroplar karasal yolla yayılır. Fiziki dış etkenler onları bir yerden diğerine taşır. Ama, son birkaç haftadır 2012 yılına odaklandığı gözlemlenen yayın yönetmenimiz Serdar Turgut, güneşte meydana gelen olayların yeryüzüne yansımasıyla virüslerin mutasyona uğradığı bilgisini (22 Mayıs tarihli yazısında) iletti. Yani ışık, içeriğindeki proton ve elektron taşıyan ışık rüzgarları, kimi virüsleri zararsız iken zararlı ve aktif hale getirebiliyor. Henüz ispatlanmış değil ama yaşama muhalefet eden bu “gediğin” aslı varsa, böylesi salgın hastalıkların kaynak ve bulaşma konusunun yeniden tanımlanması gerekecek. Güneş rüzgarlarının etkisiyle virüsler mutasyona uğruyorsa, bu mikrobu kapmamak için elleri iyi yıkamanın, sokakta maskeyle gezmenin fazlaca bir anlamı kalmıyor. Zira yetişkin bir insanda 1000 den fazla türe ait 100 trilyon civarında bakteri olduğu söyleniyor. Eğer doğruysa, ışığın gidebildiği her yer, hastalığın insandan insana bulaşmasına bile fırsat vermeden, kendi vücudunda zaten var olan bir organizmanın genlerini etkileyerek insanı yatağa düşürebilir…

Bu arada, yaşamın silinip yeniden yazılmaya başlamasıyla ilgili ifade edilen 2012 yılı pek bir erken geliyor… Evcek, bunun doğru olmama ihtimalini daha çok sevdik. 2012 ile ilgili bir bilimsel gerçeklik söz konusuysa; bebeklerini, çocuklarını sigortalı etmek için zahmete giren milyonlarca aileye haksızlık olacak.. Gerçi bizim kendi bebeğimizi “çalıştırmama” gerekçemiz yarım yüzyıl içinde küresel felaket beklentisiyle ilgili değil. 50 yıl sonra iş gücü, üretim değişkenlerin aynı kalamayacağıyla ilgili…

Mecaz anlamda değil, deyimin öznesi suçlu bulundu; Günah Keçileri… Ormanları yok etmesi yüzünden yerli ırk keçilerimiz yasaklanıyor. Yerine ithal, ıslah edilmiş ırk keçiler… Köylülerle konuştum, sütü lezzetli değilmiş… Bilirsiniz, hayvanlarda ithal ırklar bol ürün verir ama hem ürününün tadı yoktur hem de hastalıklara karşı çok naziklerdir. Vur deyince öldürmeyelim, tedbir almak ile toptan yok etmek arasında fark var. Hayvanların ve bitkilerin doğal ve yerli olması, biz insanların hastalıklara karşı direnciyle de ilişkili. Belki, Norovirüs salgınından etkilenenlerin 2 milyon kişiyi bulmamasıyla da ilişkili…

17.02.2008

Akşam Ege