YÜCE SEÇİM KONSÜLÜ NÜN 4 AŞKI NEREDEN GELİYOR ?

Yüce Seçim Konsülü ‘nün 4 rakamına bu kadar tutunmasında bir hırtlık olmalı.
Ancak “AŞK” kelimesiyle tarif edilebilecek bir tutunma.
Resmi internet sitesinde dahi 6 yı 4 eden, 5 i 4 eden Yüce Konsül ne anlatmak istemektedir ?
Bir zarftaki pusula sayısı ?
Bir toplantıdaki üye sayısı ?
7 olması gereken üye sayısına yine “4” ekleyerek kafalarımızı iyice karıştırmaktadır.
Yoksa 11 rakamında mı bir hırtlık vardır ? Ya 54 ?
Elbet “aldatma” içeriğinde de -hikmetli- “faideler” olabilir.
Bu yazının konusunu ağırlıklı ADALET olmasını ümit ettiğimden mütevellit;
Söz uçar yazı kalır” cümlesini masanın tam orta yerine koyup devam edeyim:

31 Mart 2019 yapılan şeyin resmi adı : “Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi
Ama ne hikmetse seçim yapan kurumun resmi internet sitesinde Muhtarlık ve İhtiyar Heyeti sonuçları yok !
Büyükşehir Belediye Meclisleri sonuçları da yok !

Şu anda Türkiye deki Büyükşehir Belediyelerinde Meclis var mı ?
Var
Seçilmiş üyeler görevlerinin başında, toplantılar yapıyorlar mı ?
İnternetten haberlerini görebilirsiniz.
Onlar seçilip, görevlerinin başına geldi ise, Büyükşehir Belediye Meclisi -aynı diğerleri gibi- bir seçim kalemi değil midir ? Onun da zarfa girecek bir pusulası yok mudur ? Onları uzaylılar mı seçmiştir ?

Seçimin bir  kaç ay öncesinden, haberlere resmi açıklamalara bakabilirsiniz.
Gerçekte zarfa girmesi gereken pusula sayısı 5 olmasına rağmen, 4 üzerinde nasıl bir algı operasyonu yapıldığını görebilirsiniz.

Bir şeyin bir den çok sonucu olduğundan hareketle; bu durumun olası en öndeki sonucu kanımca şöyle:
– 4 e kodlanmış seçmen sandık başına gittiğinde ve kendisine 4 pusula verildiğinde bu durumu garipsemez ve oyunu kullanır
– Sayımda zarfın açılmasıyla sandık kurulu oyu ister geçerli sayar, ister geçersiz
– Seçim çevresinin eğilimine göre, seçmene verilecek pusulalardan hangisinin eksiltileceğine dikkat edilir !
– Verilmeyip kenarda tutulan pusulalar, sonradan uygun damgalar vurulup havuza katılır 🙂

Pardon… Adalet mi diyorduk ?
Hırsız mı diyorduk ?

İnternette hukuk metinlerine şöyle bir göz attığınızda, aslında devlet organizasyonun “adalet” dağıtmaya pek de niyetli olmadığı kolayca görülebilir.
Tüm hukuki metinler;
Basit bir şeyin nasıl karmaşık ve anlaşılamaz hale getirilebileceğinin örnekleri.
Zaman yolculuğu yapma yeteneği yoksa bu çorba içinden geçerli bir anlam yakalamak çok zor.
Seçim ile ilgili birden fazla kanun maddesinde hükümler var.
Falanca sayılı kanunlar, onların onlarca/yüzlerce maddeleri, maddelerin fıkraları…
Ne zaman geldiği, ne zaman gideceği belli olmayan “Geçici Hükümler
Karadeniz fıkralarındaki duruluğu mumla aratan, bir şeyi “anlatamamak için” özel çaba harcanmış metinler.
Hepsi bir yere toplanmamış. Darmadağınık. Zaman içinde bir kelimesi değişmiş, böylece anlamı da değişmiş. 10 sene önce hangisi yürürlükteydi, değişiklik ne zaman yapıldı… Çorba… Tam bir çorba.
Sanki yasa koyucu “kafanıza göre takılın” demiş.
Kafanıza göre takılın 🙂

Kafasına göre takılan YSK da mealen şöyle diyor;
“Kanun 60 gün sonra seçim yenilenmesini emrediyor. Bende bu emri harfiyen uyguluyor 40 gün sonrasına denk gelen pazar gününe seçim kararı alıyorum”
“Kanun 5 kalem seçim yapılmasını emrediyor ben de kanunun bu hükmü gereğince seçmenin eline 4 pusula tutuşturuyor 4 kalem seçim sonucunu duyuruyorum.”

“Söz uçar yazı kalır” mı diyorduk.
O eskidendi. Şimdi yazı sözden önce uçuyor, nereye nasıl konacağı da belli olmadan.

İngilizler; “Supreme Election Coincil”  diyorlar. Elektrikli Süpermen vs. gibi duyuluyor.
Yüksek Seçim Kurulu sönük kaldı.
Yüce Seçim Konsülü… Son kararım 🙂

Adalet, hukuk dünyasının neresine el atsanız, elinizde kalıyor.
Yüce Konsül gün gelir, günah çıkartmaya girişir mi ?
2002 Kasım seçimlerinden itibaren bir iptal kampanyası başlatır mı ?
Belki fiili sonucu olmaz. Ama vatandaş “Meclisteki Hayalet” hakkında bir fikir edinmiş olur.
Operadaki Hayalet gölgede kalır.

Adalet dağıtma niyetinde samimi olan bir erk; karman çorman, ne anlama geldiği tartışmalı kelime ve cümleler yığınını; “Kanunlarımız Bunlardır” diye milletin önüne koymaz.
Eğer koyuyorsa, niyet adalet dağıtmaktan çok, bilmece-bulmaca aleminde baş rol oynamaya kalkışmak gibi duruyor.
Bugün yargı reformundan, ifade özgürlüğünden bahsedildi.
Gülesim geldi.
Kendisini ifade edemeyen ADALET in ifade özgürlüğünü konu etmesi 🙂
Emin olun, Hamurabi Kanunları daha açık ve net.

“Kral Çıplak” hikayesinin güncel versiyonu ne olabilir ?
“O kusurlu, bu kusurlu, öteki yanlış, beriki yalancı”
Güvenilen dağlara yağan karlar !
Birisine “sevgi bağıyla” bağlanmışken, onun gerçekte o aşkı hak etmediğini görme tehlikesi.
İçinde kendimizi bulduğumuz siyasi yapının başarısız olma tehlikesi.
İşsiz kalma tehlikesi.
“Anayasayı tangur tungur etmeye kalkma” suçuyla yargılanma tehlikesi.
Hedef olup saldırıya uğrama tehlikesi.
Yalnız kalma tehlikesi…
Say say bitmez…
Yalancı dünyayı reddetme yolunda o kadar çok tehlike var ki…
Ama bunlardan başka öyle bir şey var ki tüm tehlikelere galebe çalar 🙂
“Güç” deyip, hem korktuğumuz hem sığındığımız güçler alanında ve algımızda, en tepedeki gerçek gücün asgari bir onayını alamama tehlikesi.
Gönülle, kalple, vicdanla hissedilebilen bu risk, diğer tüm risklerin en üzerinde.

Günlük anlamdaki “adaletli bir dünyada” yaşamanın tek çıkar yolu da, her bireyin niyetinin güzelleşmesinin yanında, kendisine ait olan aklı –hiç bir yere kiralamadan– kullanmaya başlamasından geçiyor olmalı…

Öğüt verirmiş gibi cümleler kurmak hiç hoşuma giden bir şey değil.
Beynimdeki -ya da neredeyse oradaki- data miktarı ölçülse başkalarıyla karşılaştırılsa, bir çok bilenin çok çok altındadır.
Tehlikeler…
Devasa bir organizasyonla  işleyen “Yalan Makinası”  önüne çıkan engelleri çok kolayca un ufak edebilir. Kimsenin haberi bile olmaz.
Bunları biliyorum.
Dünya hayatında; Onay-Ödül-Sorumluluk-Ceza-Risk- Tehlike hiyerarşisi her bireyin kendi keyfiyetine bırakılmış.

İnternet dünyasında dahi bir düşünce ürününü beğenme iradesi göstermenin bile tehlikesi var.

Benim tedirginlik yaşadığım daha özel bir şey var;
En güzel, en verimli olan, insanın kendi başına keşfetmesi 🙂
Kendi bulduklarımı (bulduğumu sandıklarımı) duyurarak “dilsiz şeytanlıktan” sıyırmış oluyorum belki ama;
Bir başkasının kendi başına keşfetme fırsatını elinden almış oluyor muyum ?

Neyse ki, bulma çuvalı çok büyük. Herkese bol bol yeter.

Eğer bu bir oyunsa şöyle bir oyun;
Bir kişi sandalyeyi havaya kaldırıp “Bu bir masadır” diyor.
Onun etrafındaki kalabalık da hep bir ağızdan “Evet bu bir masadır” diyor.
Ve birbirleriyle “Masanın ayaklarının sayısı, kullanışlığı, rengi vs konularda kavgaya tutuşuyorlar ve kamplaşıyorlar.”
Hatta liderleriyle gönül bağları dahi kuruluyor, çünkü çok dokunaklı güzel şeyler de söylüyorlar.
İzleyenler, onların kamplaşması üzerinden kamplaşıyorlar ve havaya aslında neyin kaldırıldığı ilgi alanının dışında kalıyor.
Sorgulamadaki “İyi Polis, Kötü Polis” taktiğinin sadece tutuklanıp sorgu odasına girilirse şahit olunacak bir yöntem olduğu sanılıyor.

Yüce Seçim Konsülü üzerinden, İstanbul seçimlerini kendi liderinin kazanması üzerinden, “karşı tarafı” yenerek güzel günler ümit etme konusunda…

Bir soruyla yanıtlamaya çalışayım;
Acaba yarış, yenme, yenilme, kazanma, kaybetme; kendi kurallarını dahi sürekli çiğneyen SAHNEDEKİ YARIŞTA mı ?
Yoksa izleyenin -bizzat kendisinin- SAHNENİN DAVETİNE verdiği tepkide mi ?

Sahnedekiler, “yardım etmezsen, karşı tarafı yenemezsek memleket kötüye gider” diyor.
Hayatın, akıl ve vicdan sorularına doğruya en yakın yanıtları arayıp bulamamaktan daha kötü ne olabilir ?

Yaşam dediğimiz şeyin yanlış algılarla kodlanmış bir versiyonunu yaşıyoruz.
Gün gelecek, bize “düşman”, “rakip” diye kodlattırılan insanlarla tokalaşıp;
“Seçime falan gerek yok lütfen sen geç o makama” diyeceğiz.
O, o öteki olan, o kötü olan ve bizi “kötü tanımlayan” da aynısını diyecek;
“Vallahi olmaz. Bunu ben hak etmiyorum. Senin hakkın, onun hakkı, ötekinin hakkı”

Ütopya mı ?
Bekleyip görelim :))
Beklerken…
Seçim, meçim… Çok takmasak da olur kafaya…

Yazının sonunda bana ilham veren güzel bir şarkı gelsin
Yaşar Kurt söylüyor
ANNE

Atalay Ergezen
30.05.2019 Urla 22:42

ANNE
Korkuyorum anne
Al beni içine
Alışamadım anne
Al beni yine
Büyüdüm anne
Eller büyüdü
Büyüdü pabuçlar yollar büyüdü
Orduya istiyorlar
Savaş çıkar diyorlar
Silah veriyorlar anne
Bana öldür diyorlar
Yat
Diyorlar anne
Kalk
Diyorlar
Beynimi yiyorlar anne
Beynimi yiyorlar

Korkuyorum anne
Al beni içine
Alışamadım anne
Al beni yine
Büyüdüm anne
Eller büyüdü
Büyüdü pabuçlar yollar büyüdü
Orduya istiyorlar
Savaş çıkar diyorlar
Silah veriyorlar anne
Bana öldür diyorlar
Yat
Diyorlar anne
Kalk
Diyorlar
Beynimi yiyorlar anne
Beynimi yiyorlar

Kapat televizyonu anne
Senide kandırıyorlar
Kapat televizyonu anne
Senide kandırıyorlar

Oyunu verme anne
Oyunu verme anne
Oyuna gelme anne

Not: Bir başlıkta hata yapmışım.

Düzeltiyorum :http://www.atalayergezen.com/duzeltme-ve-sallama/#more-1570