ZAFERİ TABİAT HAK ETMİYOR MU ? TACI KOYALIM EŞEĞİN BAŞINA, OLSUN BİTSİN. ÖYLE DEĞİL Mİ…

ZAFERİ TABİAT HAK ETMİYOR MU ? TACI KOYALIM EŞEĞİN BAŞINA, OLSUN BİTSİN. ÖYLE DEĞİL Mİ…

22 Mart ta yenilgi manifestosunu yayınladığım “Eşeklik Bende” tarikatı, 27 Marttaki “zafer işareti” açılımıyla başarısızlık zincirine bir halka daha ekledi.
(Belkim, insanın doğayı anlamadaki başarısızlığını içeren bir tarafı da vardır bu halkanın.)

Kimseyi kınamak yok.
“Hüküm” gibi duyulanlar, “öneriden” öte değildir Ki bu önerilerden biri de, 22-27 Mart 2020  “zafer işareti” nin “anlam miladı” olarak kabulüdür.

Yani bu tarihten itibaren kim ki, “zafer işareti” yapar, ya da elektronik zafer işaretini metne iliştirir, bilsin ki; iki önemli şeyin duyurusunu yapmış olur:
1- Doğayı temsilen zafer Eşek e aittir
2- Kişisel olarak payıma düşen başarısızlığı, kendimdeki eşeklik olarak beyan eder, V işareti ile doğa ile barışma irademi ifade ederim.

(Yok, derin ezoterizmde zaten bu anlama geliyordu da, ben yeni ayıktıysam kusuruma bakmayın)

Korona isminin yanında “düşman”, “bela” gibi sıfatların sıkça tekrarlanması; “kavga” algısının devam ettiğini gösteriyor.
Bu “insanın” egemen olduğu, aklı ile “güçlü” olduğu, kendisine “düşmanlık eden” doğayı, her seferinde ve eninde sonunda yeneceğine dair inancın sarkmaları.
Bu bir yönüyle “gerçek” gibi duruyor. Ama bakın; gayet açık olan bir şey var; insanın tabiatı kavga ederek yenmesi mümkün değil.
Kavga etmeden “yenmesi” de mümkün görünmüyor, ki tabiatın ana şablonu “insana düşmanlık etme” üzerine kurulmuş değildir. Galiba hır çıkarmak isteyen insanın kendisi.

Başa gelen sıkıntıları, öykünün yazarına havale ederken de düşünmekte fayda var;
Zaman dediğimiz şey “etme-bulma” yasası üzerine kurgulandığına göre; bugünkü sıkıntılarımın sebebi; dün işlediğim hatalar, yarın başıma gelecek “belalar” bugün işliyor olduğum hatalardır.

Zaman nihayet öyküsüz olmaz. 🙂
Öykü de zamansız olmaz 🙂

İki el iki göz ile bir roman yazabiliyorsam, zamanın sahibi insanlık tarihini öyküsüz mü bırakacaktı ?
Bu yarına güvenle bakmak için yeterli bir neden.

“Kolerayı, vebayı, veremi yendik… Bunu da yeneriz !”
Diyelim yendik. Kendi, gerçek hakkındaki algımızı yenmemize vesile olmaz ise neye yarar ?

Kaldi ki, alınan önlemler palyatif.
Semptomatik tedavi denilen hadise. Belirtiyi giderme.
(Bunun mecazi anlamı, öndeki anlamından daha özlüdür ayrı konu…)
Daha somut söyleyeyim;
Kasım ayında “evinde kalmak” ile mart ayında “evinde kalmak” arasında ne fark vardır ?
Bir adım ötesinde;
Kışı devirmiş, mart-nisan aylarında, sağlık kurumlarında 1 haftadan uzun yatmak zorunda kalan kişileri neler bekler ?
İplik ucu: Yoğun bakımlarda, hasta odalarında ultraviyole lamba var mıdır ?

Kabul.
Gerçek çözümler ile virüs etkinliğini bertaraf etmiş olmak da, ancak “insanlığın semptomatik tedavisi” olmaktan öte gidemiyor. Nihayet bu “yalancı galibiyet” diğerleri gibi bizi kandırır.
Ama tedirginliği yetiyorsa, gerçek ölüm vakalarını en aşağıda tutmaya çalışmak gibi bir ödev de yok mu ?
Korkusu başka, gerçeği başka olan şeyler.

Eşek konusundan kopmuşum. Hemen dönüyorum.
Korona ya da başka bir “beladan” kurtulmanın çaresi, olsa olsa; kişinin ve kurumların kendisini korumayı/kurtarmayı bir kenara bırakıp; çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, arıyı, balığı, ceylanı, kuzuyu, kurdu, tavuğu, horozu, atı ve eşeği kurtarmaya çalışmaya başlamasıdır.

Öykünün bu zamanında, birey, sadece alkışlayan ya da protesto eden “izleyici” konumdan sıyrılıp, bizzat rol almakla baş başa kalır.
Her birey, hem dışındaki, hem de kendi bedenindeki doğaya bir selam çakıp, anlaşmanın hiç de zor olmadığına hayret eder.
Sırada hayret edecek daha çok şey vardır. Olmalıdır.
Öykü finale doğru giderken, çekilecek sıkıntılar düğün, bayram olur.
Bugüne kadar, ellerimizi; dövmek için, almak için, yenmek için uzattık. O uzanan ellerimizi bi yerinde tutalım, bakalım ne olacak ?
Dövmek üzere uzanan el, sevmek üzere de uzanamaz hale gelir. (Karantina zamanı dışında da…) (Dövmek-doymak-şiddet-diş)

En yukarıda konumlananın, en yüce olanın; espriye, komediye tamamen kapalı olduğunu varsaymak nicedir ?
Şaka, komedi; biz zavallı insanların küçük akıllarıyla avuntusudur. ? !
O ise; ciddi, asık suratlı, şaka yapmayan, tamamen mekanik ve ahlaki konularla ilgilenen bir özellikte midir ?
Şu devasa öykü tamamen bir trajedi mi ? İçinde hiç komedi yok mu ?
Hep birlikte göreceğiz 🙂

Bu yüzden Eşek, şak diye oturuyor öykünün finaline.
Aman, yırtıcıları falan en yukarılara çıkarıp, son bin yılı tekrar yaşama iradesini sembolize etmeyelim. Eşek masumiyette hepsini geçer.
Hani tabiat ile iletişimi bir “savaşa” dönüştüren biz “akıllılar”, doğayı sembolize eden bir canlıyla selamlaşıp “barış” masasına oturacağız ya…
Hazır tarifleri bırakalım bir kenara. Şeytanla ! yan yana getirmeler çok literatürde. Akıl var mantık var. Bu sevimli hayvana kötücül sıfatlar yakışır mı ?
Aksine, “şeytanı gören” bir hayvan olarak yer almış hadislerde.

Keçi desek, olmaz… İnatçılığı var. Anlaşmak zor olur 🙂

Gözlerinin güzelliği benzersizdir. Hüzün vardır. Umut vardır.
Ra nın gözleriyle yan yana koyup bir bakın.

Eşeğin bi tek sesiyle ilgili bir sıkıntı var.
Anırması için çirkin diyorlar.
Doğaya yapmadığımızı bırakmadık. Ne yapalım… Doğanın sembolik temsilcisinin o kulakları tırmalayan melodisini de hak etmişizdir.
T eşek kür ederim, eşek e ve var edene.

Ai

Atalay Ergezen
29.03.2020 Pazar
23:23 Urla

Armağanlı Köyü (Ereğli-Kn) memleketimdir .
Her biri ayrı enteresan kişilik olan köylülerim, bir vesileyle fotoğraf gönderdiler. Zafer işaretiyle eşeğin yan yana düşmesiyle anlam dünyasına yeni kapılar aralandı.

Ereğli nin mavrası meşhurdur.
Mavralara ilaveler yapayım:

Barış Manço bu şarkısında eş-şek ismini hecelere bölerek, sanki okuma yöntemi hakkında ipucu vermiş. Kendi bulabildiklerimi, satırların sonuna parantez içinde belirttim. Siz belki fazlasını bulursunuz. 🙂

ARKADAŞIM EŞEK – Barış Manço

Kaç yıl oldu saymadım? köyden göçeli (ko-n-ya)
Mevsimler geldi geçti, görüşmeyeli (er-eg-li)
Hiç haber göndermedin o günden beri (çi-men-…)
Yoksa bana küstün mü? unuttun mu beni?

Dün yine seni andım, gözlerim doldu
O tatlı günlerimiz, bir anı oldu
Ayrılık geldi başa, katlanmak gerek
Seni çok çok özledim, arkadaşım eşek

Arkadaşım eş, arkadaşım şek, arkadaşım eşek
(Arkadaşım eş, arkadaşım şek, arkadaşım eşek)

Yaban tayları çayırda, tepişiyor mu? (Çimen)
Çilli horoz kedilerle, dövüşüyor mu?
Sarıkız minik buzağıyı, sütten kesti mi?
Kuzularla oğlaklar, sevişiyor mu?

Uzun kulaklarını, son bir kez salla (kulak)
Tüm eski dostlarımdan, bir haber yolla (mi-das)
Ayrılık geldi başa, katlanmak gerek
Seni çok çok özledim, arkadaşım eşek

Arkadaşım eş, arkadaşım şek, arkadaşım eşek
(Arkadaşım eş, arkadaşım şek, arkadaşım eşek)

—————–

MERKEP= ?
MARKAP=MARKA

MARK UP (ing)=İşaret (lemek), Yükseltmek

ARMAGEDON = Beklenen büyük savaş !
=ARMAĞAN…
=ARMA GE DON-KEY = Anahtar “eşek” ile işaretlidir 🙂

ESEL (alm) EŞEK
LESE (alm) OKU
SELE (tr)Yük taşımada kullanılan…
EZEL… öncesi… evveli…

ANAGRAM=ARMAGAN 🙂

Anagram nedir ?
Google ya bakabilirsiniz.
Karantina günlerinde iyi gider.
MAGARNA ya bile galebe çalabilir.
Şairlerin şiirlerine neler neler gizlediklerini aramanın yollarından birisi.

Eşek konulu gönderilerin linkleri:

www.atalayergezen.com