CİN ALİ’NİN TOPACI VE KIRBACI

Vur Cin Ali vur. Döve döve, vura vura çevir. Sert sert vur. Al kırbacı eline döv Cin Ali döv.

Beyaz Show sayesinde ciddi bir “eğitim” hadisesinin trajikomik halini ancak fark ettik. 30 yıl gecikmeli oldu ama ne yapalım; bir sürü “önemli” konu varken ilkokul sıralarında ne okuduğumuz ne öğrendiğimiz kimin umurunda.

1988 yılında hayata veda eden Sayın Öğretmen, Cin Ali’nin yaratıcısı Rasim Kaygusuz’u yine de saygı ile anmadan edemiyoruz. Sezar’ın hakkı Sezar’a. Zamanında sistemin kendisine sunduğu “tümevarım” yönteminin işi zorlaştırdığını görüp, “baba bana top al” gibi kalıp cümlelerin hecelenmeden, bir bütün halinde daha çabuk kavrandığını keşfetmiş ve 1968 yılında Cin Ali serilerini yayınlamış.

Elbette bu tür ürünlerin bir ekip işi olması gerekir. Yaratıcısı bir kişi olsa bile; tüm birimlerin kendi uzmanlık alanları açısından değerlendirmesi, son halini alması; böylece çocukların önüne koyulması akla ve mantığa daha uygundur.

Öğretme tekniğine konsantre olmuş, okumayı öğretirken; içeriğin bir çocuğun duygu dünyasında nasıl yan tesirler yaratabileceğini fazlaca düşünmemiş Sayın Kaygusuz’a bir sözümüz yok. Kanımca bu sorumluluk; denetleyen, yönlendiren ve en önemlisi “bilmesi” gereken, “bilmesi” beklenen kurumlara ait.

Gelelim hem trajik hem komik olan “önemsiz” ayrıntılara.

Diyelim hepimiz çocuğuz. Dünyayı, yaşamı daha yeni algılamaya, anlamlandırmaya çalışıyoruz. Yaşamın devinen hallerini öğrenip, beynimizin kıvrımları arasında, bu yaşamla başa çıkabileceğimiz, duyguları, refleksleri geliştirme ve onlar için bir temel hazırlama aşamasındayız. Önümüze bir kitap geliyor ve okumayı sökmeye çalışıyoruz;

“Dayısı, kırbacı eline al dedi, topaca sıkıca sar, dedi. Sonra sert sert vur dedi….Cin Ali kırbacı sert sert vurdu…Dayısı da Cin Ali’ye iyi vur dedi…Orada tek başına, döve döve, vura vura, güzel güzel döndürdü…Onlar da topaçlarını döve döve, vura vura döndürdüler…Kaya Çetin’e Vur Çetin vur… canlı canlı vur dedi…Sen de kırbacı sert sert vur dedi…kırbacı topaca sert sert, vura vura döndürdü…”

Tamam, okumayı söktük sökmesine de; beynimizde tehlike karşısında savunma ya da saldırı pozisyonunun duygusal ve fiziksel alt yapısını hazırlayan kıvılcımların mimarı kelimelerle dünyamızı yaratmaya başladık; Vurmak, dövmek, kırbaç, sert sert…

Hani, bu çizgi romanda anlatılan topaç döndürme tekniğini uygulama şansımız olsa neyse… O zaman belki, sert sert, döve döve, vura vura çevrilen şeyin bir topaç olduğunu bile bile, göre göre, onu yaşayarak hissedebileceğiz. Gel gelelim, bir kırbaçla topacın döndürüldüğünü ne gördüm ne de duydum.

Biz çocuk yaşlarda parmağımıza bir ip bağlardık. O ipi üzeri rengarenk bir fırıldağa güzelce sarar, ayakta olduğumuz halde yere doğru fırlatırdık. Yanlış hatırlamıyorsam “kubara” dediğimiz demir çivisi üzerinde o fırıldak güzelce dönerdi. Onu sert sert, vura vura, döve döve çevirmezdik. Hatta üzerine kaş göz yapıp, bir kişilik katar, ona, canlı, duyguları olan bir yaratık muamelesi bile yapardık. Değil dövmek, başka bir çocuk fırıldağını -büyük bir ustalıkla- yerde dönen bizim fırıldağımızın üzerine atar ve kubarası fırıldağımızı kırarsa oturup ağlardık. Çünkü o kırılan kırbaçla dövdüğümüz bir tahta parçası değildi. Canı yanabilen, üzülebilen, gülebilen bir oyun arkadaşımızdı. Topaçları kırmakta ustalaşan çocuklar ise, belki de kendi topacına hoyrat davranmayı öğrenenlerdi.

Anadolu’da hiç oynanmayan, fiziki olarak da başarılmasını pek mümkün görmediğim bir oyun türünün bir nesil çocuğun önüne sunulması da komedinin ayrı bir tarafı. Çocuk kitapta kendisine öğretileni gerçek hayatta tecrübe etme şansına sahip olacak ki, okuma eyleminin keyfine varsın, kendi öğrenme yeteneğiyle güven ve gurur duysun.

Yine de 30 yıllık şüphem yok olmuş değil. Belki böyle bir yöntem vardır da ben bilmiyorum. Bu sorunun bir neslin kafasının bir köşesinde “çözümlenmemiş sorunlardan biri” olarak kalmış olabileceği düşüncesiyle, konuyla ilgili bilgisi, duyumu, tecrübesi olanları katkıda bulunmaya çağırıyorum; www.urlaonline.com/cinali adresinde, kısa süre içersinde kırbaçla döve döve, vura vura topaç nasıl çevrilebilir sorununa çözüm bulabileceğimizi ümit ediyorum. Böylece belki yanıtlanmamış bir soruyla hayatlarına devam eden bir nesil olarak aydınlanırız; konu pek önemsiz de olsa…Ne de güzel olur, pek de güzel olur;

Cin Ali kırbacı eline aldı. Topacını dövmeyi bıraktı. Dayısı ona topacını sev dedi. Onu kırbaç kullanmadan, dövmeden döndür dedi. Ne de güzel dedi, pek de güzel dedi. Cin Ali de ona döndü; geç kaldın dayı dedi, zaten bu meret kırbaçla dönmüyor dedi, döndürmeyi öğretemedin ama dövmeyi öğrettin dedi, Sonra cin Ali kırbacı dayısına savurdu, okumayla birlikte öğrendiği diğer şeyleri tecrübe etti.
Dayısı da ona , bak Cin Ali bak, Oya evde, seni çağırıyor dedi, ama paçayı kurtaramadı.

20.04.2005