“LİLİTH ‘İN İNTİKAMI !..” PEK YAKINDA SİNEMALARDA

Desti kırılacak, kapı aralanacak da, nasıl…

9 Kere Leyla yı izledim.
Bu yaman çelişkiyle kapının aralanması hakkında bi gezinti yapayım dedim.

Lilith, “üstün olan benim” diye ayak diretmiş.
Tanrı ‘nın yasak ismini söylemiş. Cennete veda etmiş.
Kızıldeniz yakınlarında çekildiği mağarada Adem ‘in başına çoraplar örermiş.

Adem, üstünlük tasladı da, ondan mı kavga çıktı, yoksa bir yanlış algılama yüzünden mi, belli değil.

Böylesi mitolojileri, efsaneleri çekirdek çitlerken masal gibi dinlemek…

Hazır, evde çekirdek de bitti.

Adem yalnızlık çekerken içine nergis kaçmış olabilir. Burnu büyüklüğün ya da çaresizliğin bir kara tecrübesini de yaşamış olabilir.

Neyse ki, Tanrı onun haline acır, Havva yanında peyda olur. (İyi tamam, kaburgadan olsun)
(Havva ‘nın, Lilith in bir kopyası olduğu iddiaları da var )

Lilith, tilli…
Yani diline özel bir vurgu var. Ama kendine özel olan, sadece “dili” değil, elinin uzanmadığı yer de yok muhtemel.

Efsaneler gösteriyor ki, gidip her yere dokunan Lilith ‘in eli, kendi eli değildir,…
Lilith, oturur, keyfine bakar, saçlarını tarar.
Bu arada Adem, ne hikmetse ! kendi kuyusunu kazmaya koyulur.
Hatta Adem, daha Lilith ile tanışmadan, ayağına takılacak taşları kendi eliyle yerleştirmiştir.

İhtimalle Sina çölündeki çanak antenin vericisine kurulmuş olan Lilith, tüm zamanların ve tüm olayların içine nüfuz etmekte. Tüm Ademlere güzel bir ders vermeye niyetlidir 🙂
Hızır ile de işbirliği yapıyordur.

Ne anlatmaya çalışıyorum ?
Hani şu, karanlık-aydınlık, iyi-kötü, güzel-çirkin, cennet-cehennem gibi sürüp giden karşıtlıklar dünyası var ya. Düalizm ile özetlenen.
Tüm bunların kavgayı bırakıp, “birbirini tamamlama” eksenine evrilmesi bekleniyor ya… (Malum balık çağına veda ediyoruz)
İki ama, “bir olduğunu bilen”; bir ve bir yönünde evrilme.

İşte bu maratonun başlama fişeği, ilk insanlar Adem ve Havva çerçevesinde ateşlenecek gibi görünüyor.
Eşeyli üremeye tabi insanoğlunun, her kişide karşılığını bulan en yaman çelişkisi.

Aşk, bağımlılık, nefret, kan, kin, gözyaşı, seks, terk etme, terk edilme, inat, korku, strateji… Ne ararsan var bu filmde.

Adem, doğal fazlalığıyla üstün olmaya ve terk etmeye meyilliyken; Lilith in kovulması ya da terk etmesi acaip anlamlı. Onun bir erkek yanının olduğunu da gösteriyor. Daha da önemlisi, çekildiği mağarada, binlerce yıl oya gibi işleyip, konuyu kökünden çözeceğine ant içmiş gibi bir tablo sunuyor.
Tanrı ‘nın Lillith ‘in yanında olduğuyla ilgili şüpheler var.

Lilith- Adem-Havva hikayesi, dev çanak antenden tüm zamanlara ve tüm insanlara kopyalandıysa, çanak antenin odak noktasındaki insanlar ve olaylar diziliminin vay haline 🙂

Lilith, bu sinemada olsa olsa arka sıralarda oturan bir izleyicidir. Bilemedin, elinde lambasıyla yer göstericidir… Bilemedin, arada pop korn satan büfecidir.

Yaşamın, -elmanın çekiciliği gibi- bin bir tuzağına düşmüş Adem ve Havvalar, her şeyin birbirini tamamlayan öğeler olduğunu idrak edene kadar film sürer mi, sürer.
Maratonun son maratonu.

Hem de, düalizmi; suçluyu-suçsuzu tek kalemde özetleyen, minimal bir nüveye dönüştüren; KADIN-ERKEK sorunsalı…

Mavranın, komedinin, utancın, gururun, şaşkınlığın son perdesi.

Bir daha terk edilmek istemeyen Adem ve Havvaların; tuzaklarla dolu yolculukta, mucizeler eşliğinde maceralı yolculuğu.
Giderek, erkek-kadından, insan doğa ilişkisine, oradan zaman ve maddeye yürüyecek süreç.

En azından, fiziki ya da yetenek farklılığını faşizme dönüştürmeyeceğini taahhüt etmeye götüren bir süreç.
Her cinse, kısaca insana kurulmuş tuzaklardan !, fenle, matematikle, biyolojiyle, geometriyle, coğrafyayla, dille, ilimle ve özellikle her koşulda iyi niyet ile kurtulma sahnesi.

Yahu, bu kadar pandeminin, ev hapsinin, depremlerin, sellerin arasında uğraşırken, nerden çıkıyor bu Lilith-Havva-Adem meselesi ?
Yaşamın tüm öğelerinin uzlaşmasına yürüyecek yolculuk; düalizmin en matrak hikayesi kadın-erkek nüvesinden mi başlıyor ?

Vallahi kendim de aynı fikirdeyim. Deprem olurken saç taramak gibi.
Kovadaki balıklar suya atlayıp kayboluyordu.
Kova çağının başında, balıkların gözlerden ırak, derin denizlerde özgürlüklerine kavuşmaları daha güzel olurdu. Daha şık bir uzlaşma değil mi.

Ama ille de nidayla başlayacaksa, film/dizi sahnesindekilere başarılar dilerim.
Yeni yapımlarda apışıp kalınacak performanslar ümit ediyorum 🙂

(Netflix filmi “9 kere Leyla” tavsiye)

Mavramız bol olsun.
İyi seyirler.


NAZİLLİ ARAP APIŞTI KANYONU

Arapapıştı Kanyonu Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde bulunan Kemer Barajı’nı besleyen Akçay nehrinin oluşturduğu kanyondur. Kanyonun uzunluğu 6 kilometre olup yüksekliği 380 metredir. Kanyonun bir bölümü Aydın, Denizli ve Muğla illerinin sınırında yer almaktadır. 2017 yılında Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından turizme açılmıştır. (Vikipedi)

Söylencelere göre, Arap istilasında araplar buraya gelince çok şaşırırlar ve geçmeyi başaramazlar. Araplar görünce çok şaşırmışlar. Arapapıştı kelimesi de o zamanlardan kalmaymış. Neden apıştıkları da ortada.
Kanyonun yakınlarında bulunan Kazandere köyüne seneler önce gitmiştim. Bir gece kalmıştık. İlginç bir yerdi. Bahar gelince bi gitmeli…

A.E.
06.12.2020
22:22