SCHRODİNGER DENEYİNİN ANADOLU VERSİYONU

Kedi, siyanürlü düzeneğin bulunduğu bir kutuya konulur.
Kutu kapatılır.
Soru: Kedi sağ mıdır, ölmüş müdür ?

Ayrıntıları var. Özetle böyle. Schrodingerin kedi paradoksu.
Düşünce deneyi.

Şimdi…

1 ceylan, 1 köpek ve 1 Türk az ışıklı, yemek ve suyun olmadığı bir yere kapatılır.
15 gün sonra kapı açıldığında karşılaşılacak manzara nedir ?

a- Ceylan yok. Köpek ve Türk hayatta
b- Ceylan ve Türk yok. Köpek hayatta.
c- Hepsi ölmüş
d- Gözlemci hasta Okumaya devam et SCHRODİNGER DENEYİNİN ANADOLU VERSİYONU

SOSYAL MESAFE SIFIRLANDIĞINDA ANTİJEN TRANSFER OLUYOR !

Berendili ve Gutörenli bilim adamları yeni bir iddia ile dünyayı şok ettiler !

Tüm hastalık ve doğal afetlerin birer bumerang olduğu hipotezinden yola çıkan bilim insanları, dünyada sembolü BUMERANG olan toplulukları araştırmaya başladılar.

Saha çalışmalarını Avustralya ‘da yoğunlaştırdılar ve Güney Avustralya ‘da bulunan Yalata Aboriginal Özerk Cumhuriyeti ‘ni buldular.
Okumaya devam et SOSYAL MESAFE SIFIRLANDIĞINDA ANTİJEN TRANSFER OLUYOR !

“EŞEKLİK BENDE” EKOLÜ NEDEN TARAFTAR BULAMADI ?

Bir gece yarısı bu düşünce/eylem kulübünü kurduk.
Toplantıda, yarısı tükenmiş sigaram ve ben vardık.
İki yıla kalmaz, en azından bir kişi katılır diye ümit ediyordum.
Olmadı.

İsmi yüzünden olabilir mi ?
Değil. (Zaten ismi gizliydi. Ama her okuyan biraz anlıyordu)

“Eşeklik bende” söyleminin, ince, derin ve kişiyi onurlandıran anlamları vardır.
……….. Okumaya devam et “EŞEKLİK BENDE” EKOLÜ NEDEN TARAFTAR BULAMADI ?

KARANTİNA TAMAM… AMA ELİMİ ÖYLE YIKAMAM

Bu sene de Madrit ‘e gitmeyiveririz.
Yakın mesafede, haftada iki-üç güncük şatobiryan, şampanya keyfimiz vardı… Erteleyiveririz.
Karşılıklı eş dost ziyaretleriyle mutlu mesut akşamlarımız vardı…
Olmayıversin…
Yani… Karantina konusuna ful ikna olmuş durumdayım.
Virüs yalanmış, gerçekmiş, 3 vakaymış, hiç yokmuş…
Önemli değil.
“Koruyucu tıp” vs babından da sayılsa, şöyle bir oturalım evimizde.
Koşuşturmaya bir mola. Sakin sakin. Tam anlamıyla sakin şehir…

Okumaya devam et KARANTİNA TAMAM… AMA ELİMİ ÖYLE YIKAMAM

BEDDUANIN -PARODİSİ BİLE- AYNA MI OLUYOR YOKSA !

“Burnun kapıya kısılsın”
“Yıkılmış duvar altında kalasın” türünden beddualardı.

Baştan sona palavra…
Lüks, şatafat, israf eleştirisi eksenli bir yazıydı.
Yazının sonuna iliştirdiğim “beddua” şöyleydi:
“O arabanın tekeri patlasın.
Stepneyi tak, o da patlasın…
Yollarda kalasın.
Elektronik beyni bozulsun… Kliman kışın soğuk, yazın sıcak üfürsün…
Silecekleri bi başlasın… Akünün kutupbaşını söksen bile durmasın…”

2017 de..
Öğretmenler gününde yazıp (24 Kasım) kişisel sitemde yayınlamışım. Okumaya devam et BEDDUANIN -PARODİSİ BİLE- AYNA MI OLUYOR YOKSA !

KAMIŞLI, DEYRİZOR, PETROL, KUYU… KOMEDİ ?

Haberlere, yorumlara bir bakıyorum da… Esprinin “ne” olduğuyla ilgili bir sorun yok. ?
Ortada bir fıkra var. (Yani olmalı…)
Var ki, dinleyenler ince mizahı hemen anlıyor, gülmeye başlıyor.

Artı… Medyada yer aldığına göre, anlaşılabilir bir espridir.

Kendim, “komediyi anlamayan insanlar” grubuna  girdiğimden, “komediyi geç anlayanlar” sınıfına terfi etme ümidiyle, bu espri üzerinden bir gezinti yapayım dedim.

“Gülecek vakit değil”  itirazları da kabulüm.
Ama bi espriyi anlayayım da, gülüp gülmemek kişisel tercih…

Tekrar hatırlayalım.
Anahtar kelimelerin geçtiği cümleler şöyle:
“Dün gece Trump diyor ki, ‘Burada Putin’in ne beklentisi var? Ne isteği var?’ ‘Kamışlı’da petrol olayı var’ dedim. ‘Orada petrol var mı?’ dedi. ‘Var ama Deyrizor kadar değil’ dedim. Ondan sonra böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. ” Okumaya devam et KAMIŞLI, DEYRİZOR, PETROL, KUYU… KOMEDİ ?

VERİM TEORİSİ– MAYMOON İNSANDAN GELMİŞ OLAMAZ MI ?

VERİM TEORİSİ
MAYMUN İNSANDAN GELDİYSE…

Bir çok dilde, Maymun ve Ay kelimelerinin eş sesli olmaları dikkatimi çekti.
Kurcaladıkça boş bir yan yanalık olmadığını gördüm.

Evrim-Yaradılış tartışmalarının göbeğine oturmuş; Maymun.
İnsana en çok benzeyen.
Ve AY ?
(İnsan dedim de… İNSAN kelimesinin eş sesini, şehirler arasında aramaya kalktığımda, aklıma MANİSA geliyor. Nepal dilinde “insan” ın karşılığı: MANİSA imiş…)

Türkçedeki Maymun kelimesinin içine iki kez AY gizlenmiş…
M-AY MOON
Benim ayım.

MONKEY… Anahtar Moon da… (O zaman DON-KEY üzerinden, anahtar DON da mı ?)

Maymun ile Ay ın çakışmasına çok örnek var:

Diğer dillerde, sırasıyla AY ve MAYMUN kelimeleri:

ay maymun -türkçe
moon monkey – ingilizce
xahar xadina -malta dili
marama makimaki -maori dili
saryn sarmagchin -moğolca
masina manuki -samoaca
Ọnwa enwe -igbo dili

(Macaco Portekizce maymun demekmiş. Ama konumuza bir katkısını bulamadım )

Okumaya devam et VERİM TEORİSİ– MAYMOON İNSANDAN GELMİŞ OLAMAZ MI ?

YEMENİMDE HARE VAR

Yarım yüzyıl, “1 sebep- 1 sonuç” ile oyalanmışım.

Oyalanma şöyle…
“Yıldırım düştü” sebep…
“Ağaç ikiye bölündü” sonuç…
Bitti.
Hepsi bu kadar.
En fazla, öne arkaya bir iki ekleme yapılır… Artı/eksi yüklü bulutlar vs…

Yıldırımın düşme anına kadarki sebepler zincirinde ne çok bakla var. Ağacı böldükten sonraki onlarca/binlerce yıla yayılan sonuçlar zinciri de öyle…

Sebebini de, sonucunu da “olumsuz” işaretlediğimiz bir şey, yüz yıl sonra, memnun edici bir durumun “gerekçesi” de olabiliyor 🙂

Ehh… Bir atomun zaman içindeki serüveni, birbirinden “bağımsız”, birbirinden “habersiz” değilse; harfler, heceler, kelimeler, cümleler de; bu organizasyondan MUAF değil.

Tamam… Hemen somutlaştırıyorum…
Yıldırım ağaca düşüp ikiye bölmüştü ya… ?
İşte böldü; AĞ ve AÇ 🙂
Şapkanın düşüp kelin görülmesi bende böyle oldu.
Aynada kendi KELimi göre göre, KELİME kelimesinin tek bir anlamla yetinecek kadar PİNTİ olmadığını fark ettim. Okumaya devam et YEMENİMDE HARE VAR

ÜZÜM İLE SİRİUS ‘UN NE ALAKASI VAR ?

Bakın, bakın ne anlatacağım…!

Şırıl, şırıl su akar, değil mi…
Şarıl, şarıl aktığında, debisi yüksek bir kaynak suyu akla gelebilir.

ŞIR ve ŞAR ‘ı cebimize koyduk. (Birazdan lazım olacak)

ÜZÜM ile yola devam.
“Üzüm” diyince, gelen ses üzerinden en yakın çağrışımları sıralıyorum;
GÖZÜM, ÜZGÜN,

TRAUBE Almanca ‘da üzümün karşılığı olan kelime.
AUGEN, TRAURİG, Okumaya devam et ÜZÜM İLE SİRİUS ‘UN NE ALAKASI VAR ?

BU H NİN HİKAYESİDİR

BU H NİN HİKAYESİDİR

Yalnızdı H
Bir tanecik elektronla
Garipti
En başta olmak neye yarar
Aç atomun halinden kim anlar…

Bir haç aldı eline
Yürümeye başladı
28 hana uğradı
En iyi, O’ nda ağırlandı
Sekiz uyduluyla
Tutuştu elele
Seke seke kuruldu halay
Kurudukça dudaklar
Testilerden coştu boğazlar
İçen kimyager oluyordu
Okuma sayma bilmese de
OHH çekiyordu bedenler
OHH Okumaya devam et BU H NİN HİKAYESİDİR

SUSAMAM SUSADIKÇA SIRA BANA GELECEK :)

“Normal” kabul ettiğimiz beslenme tarzı ile -bedene ihtiyacından fazla besin yüklemesi- yaptığımızı, dile gelmemiş gerekçelerle aktarmayı sürdürüyorum.

Şimdi sıra SU ya geldi.

Göbeklitepe ve benzeri yapılarda HÜCRE konusuna dikkat çekildiği, bir önceki makalemde.
Bu yazı da, onun devamı olarak, SU ve HÜCRE sağlığı ilişkisini arayan içerikte olacak.

Şöyle bir handikap var;
Bedenin talepleriyle, tıbbın yüksek sesle söyledikleri örtüşüyor. Bu örtüşme sayesinde “rutin” hakkında hiç bir şüphe duymuyoruz.

Son yıllara kadar, kendim de aynı “güveni” duyuyordum.
Hatta, “kova çağına” girişimiz vesilesiyle, bulduğum onlarca güzel sıfatla SU yu, neredeyse baştacı ettim 🙂
Ama suyun da MASUmiyeti, miktarıyla ilişkili olmalıydı… Diğer ölçüyü aşan her şeyde zarar potansiyelinin olduğu gibi…

Hem edebi literatürde, hem de popüler hayatta SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK muamelesi yapılan AB-I HAYAT, basit bir mantık silsilesiyle mikro dünyamızda neler yapıyor ?
Bedende tutulan su miktarı ile hastalıklar arasında nasıl bir ilişki olabilir ?

Tıp bilimi, insanın AÇLIK, SUSUZLUK ve DOYGUNLUK hislerine güveniyor !
Eskiden, doktorlar daha yoğun “diyet” yazarlardı.
Şimdilerde, uzmanlık alanı “diyetisyenlere” geçtiğinden midir, bir öneri duyulmuyor.
Diyetisyenlerin aktivitesi de neredeyse “estetik kaygıları” gidermeye yönelik programlanmış durumda.
Önleyici Tıp, Kamu sağlığı vs başlıklarda en sık duyduklarımızdan: “BOL SU TÜKETİN”, “İYİ BESLENİN”

Aslında ortada bir kandırma varsa dahi, insan KANDIRANA da kızamıyor.
Doğa da kandırıyor insanı, neticede 🙂
Hem içerden, hem dışardan.
İçime dürtüleri koyuyor, dışıma elmaları, armutları, butları !
İçime susuzluk koyuyor, dışıma güldür güldür sular… Okumaya devam et SUSAMAM SUSADIKÇA SIRA BANA GELECEK 🙂

GÖBEKLİTEPE MEKTUBUNUN OKUNABİLİR SATIRLARI

Urfa ‘da üzeri toprakla örtülü zarfın açıldığı yıllarda düşündüklerim farklıydı.
Avcı ve toplayıcılıkta ısrar eden insan topluluklarını hayvan öldürmekten vazgeçmelerini öğütleyen/öğreten merkez.
Sanki, insan da kurban ediliyordu. Yerleşik hayata geçip, vahşi yaşamdan elini çekmesi isteniyordu.
O yıllarda ilginç bir şey oldu.
Rahmetli Klaus Schmitt yönetimindeki kazıda bir insan başı heykeli bulundu. Ve bir kaç gün içersinde çalındı !
Ondan geriye, sadece bir kaç açıdan çekilmiş fotoğraflar kaldı. Başın üzerinde kuşa ya da kaplumbağaya benzer bütünleşik bir figür.


Bana ilginç gelen, bu heykelciğin ağız ve çene yapısının NEANDERTAL insana çok benzemesiydi. İnce dudakları ve öne çıkmış çene yapısıyla tıpkı grafiklerle tarif edilen soyu tükenmiş akrabalarımıza benziyordu.
Bu arada, Neandertal,  Almanya ‘da Düsseldorf yakınlarında bir vadi. Fosiller orada bulunduğu için bu insan türü Homo Neanderthalensis adını almış. (Meander ile şimdilik bir bağlantı yok)
Doğru ise, Neandertaller söylendiği gibi 30-40 bin yıl önce değil, 10-12 bin yıl öncesine kadar varlardı.
Göbeklitepe, bildiğimiz türden bir tapınak değildi. Orası, insanın vahşi doğadaki baskısını dönüştürmek üzere kurgulanmış olmalıydı. Böyle bir organizasyonun muhatabı avcı ve toplayıcı insan grupları olabilirdi. Neandertal insana benzeyen figür de bu düşüncemi destekliyordu.

Belki bunlar doğru. Ve ilginç.
Ama ayrıntıların insanı “kör” etme gibi bir özelliği de var.
Bir çok konuda olduğu gibi, derinlerde define ararken, en önde duran mücevheri göremeyebiliyoruz. Okumaya devam et GÖBEKLİTEPE MEKTUBUNUN OKUNABİLİR SATIRLARI

KAHVE -UZUN DÖNEMDE- BEDENİ NASIL TAHRİP EDİYOR ?

Dünyada tanınan haliyle: CAFE.
CA= Kalsiyum
FE= Demir
İnternetten biraz baktım. “Aşırı kahve tüketmenin” zararlarıyla ilgili metinler var. Kalsiyum ve demir eksikliğine bağlı sıkıntılara yol açtığından bahsedilmiş.
Burada anahtar kelime AŞIRI
Her yerde AŞIRININ ZARARLARINDAN bahsedilince ve normal düzey “aşırı” olmadığından bir çoğumuz “riskli azınlık grupta” olmadığımızı düşünüyoruz.

Tıbbın verilerini, kendi tecrübelerimizle bir harmanlayıp, biraz mantık yürüttüğümüzde bu durumun hiç de öyle olmadığı anlaşılabilir.
Bulduğum KELİME GİZEMLERİNİ işlediğim her konuya dahil etmeye çalışıyorum.
CA-FE ile giriş yapmış oldum. Ama önce bir mantık yolculuğu, ardından kelime varyasyonlarının bu tespiti destekleyip desteklemediği… Okumaya devam et KAHVE -UZUN DÖNEMDE- BEDENİ NASIL TAHRİP EDİYOR ?

FARKLI BİR AÇIDAN BÖLÜCÜLÜK

Knidoslular istilalardan korunmak için Datça yarımadasına kanal yapmaya kalkmışlar.
M.Ö. 500 lerde. (Heredot)
Yarımadanın en daraldığı yere kazmayı vurmuşlar. Yarımadayı bölecekler. Ama ardarda kazalar olmaya başlamış. Yaralanmalar, ölmeler…
Bakmışlar, bir gariplik var. Kahinlere danışmışlar.
Yanıt: Tanrı burayı ADA yapmadığına göre, yarımada olarak kalsın…

Doğayı fazla kurcalamaya gelmez.

İstanbul ve Çanakkale boğazları, doğal.
Korint ve Süveyş yapay.

İnsanoğlu arabaya atladığında dünyanın istediği yerine basıp gidebiliyor. Pasaport vize varsa tabi.
Yayan gitmeye kalksan, dağdan tepeden… Sınıra toslanır. Ya mayın vardır, ya duvar.
Bu insanlar için.
Ülkeler, komşularıyla arasındaki insan ve ürün geçişlerini denetleyecek, böylece güvenlik vs. başımız göğe erecek… Okumaya devam et FARKLI BİR AÇIDAN BÖLÜCÜLÜK

HAKİKATIN, TEHLİKE VE KORKUYU UZAKLAŞTIRMA GÜCÜ NEREDEN GELİYOR ?

GERÇEK, diyecektim… Gerçek yolları tıkamış.
En Gerçek, Saf Gerçek, Öz Gerçek, Süper Gerçek diyene kadar; HAKİKAT bir çırpıda derdini anlatıyor.
Hakikatı farklı kılan: “kolay ulaşılabilir” olmaması.
Birazcık çaba istiyor.
Suzanno Tamaro nun şu kitap kronolojisi aşamalara ipucu olur mu;
– Yüreğinin götürdüğü yere git 1994 (Gittik de, sonuç ?)
– Yüreğimin sesini dinle 2006 (Benim yürek aldatıyor galiba bi de seni dinleyelim)
– Düşünen bir yürek 2016 (Hah… Kumanda madem onda, düşünmeyi de o yapsın)
Tamaro ‘nın bir sonraki kitabı için isim önerim;
– Yüreğin sesini taklit eden kim ?

Hakikat.
İnsanlığın “hakikat arayışı” bitmediğine göre, bu hakikat henüz bulunmamıştır. Bulunduysa da  bir yerlerde yazılı değil. Yazıldıysa da, bildiğimiz türden bir okumayla algılanabilir değil.
Sonuçlara bakınca da aynı yere çıkıyor;
İnsanlığın şu anki durumunun resmi, hakikat ile buluşulamadığını gösteriyor.
Hakikat denilen şey, genel olan resimde radikal bir değişim yaratmayacak ise başka neye yarayacaktı ?
Böylesi topyekün yeni bir sıçrayışın minyatür versiyonu bireyin yeterliliğini aşacak kadar zor değil.
Yani birey olarak da test etmek mümkün.

KORKUNUN ECELE FAYDASI VAR

Okumaya devam et HAKİKATIN, TEHLİKE VE KORKUYU UZAKLAŞTIRMA GÜCÜ NEREDEN GELİYOR ?